Translate

23 Şubat 2012 Perşembe

Extremely Loud & Incredibly Close

Extremely Loud & Incredibly Close; Oscar’larda neredeyse hiç adı geçmeyen, lakin “Best Motion Picture of the Year” aday olan bir film. Film; 9 yaşındaki Oskar’ın, babasının 11 Eylül saldırısında ölmesinden sonra, eşyalarının arasında bir anahtar bulması ve bütün yaşamını, onu araştırmaya adamasını anlatıyor. Filmin oyuncu kadrosu çok güçlü. Yönetmen koltuğunda ise şu ana kadar 3 tane sinema filmi olan -Extremely Loud & Incredibly Close hariç- ve üçü de birbirinden iyi olan kişi; Stephen Daldry oturuyor. Billy Elliot ile kafamızı okşayan, The Hours ile tokat atan, The Reader ile midemize çalışan Daldry, bu sefer baya ağzımızı yüzümüzü kırıyor. Filmi bu kadar güçlü kılan bir diğer yan ise Jonathan Safran Foer. Everything Is Illuminated ile girdiği sinema dünyasını, Extremely Loud & Incredibly Close ile sürdürüyor ki iyi ki sürdürüyor. En baştan belirteyim, bu film beni attan düşmüş karpuz gibi yaptı. Eğer, “Aman ben böyle yüzümü güldüren, göbek attıran bir film istiyorum” diyenlerdenseniz, çıkın hemen bulunduğunuz bilet kuyruğundan, bakın sağ tarafta “Pussy in Boots” var, ona gidin.

Oskar Schell (Horn) ve The Renter (von Sydow)

The Curious Case of Benjamin Button, Forrest Gump gibi filmlerin de senaryosunu yazan Eric Roth yazmış filmin senaryosunu. Öncelikle film inanılmaz bir cast’a sahip. Tom Hanks, çok az da görünüyor olsa, özellikle sığ Robert Langdon tiplemelerinden sonra ilaç gibi gelecek bir rol ile karşımızda. Cast öyle uyumlu ki, herhalde gelmiş geçmiş en kötü kadın oyunculardan birisi olan Sandra Bullock bile rolünün hakkını veriyor. Bu yıl şirinlik konusunda Hugo’nun Hugo’su Asa Butterfield ile kapışacak da olsa, Thomas Horn inanılmaz bir oyunculuk performansı çıkarıyor, kamera karşısında ilk deneyimi olmasına rağmen. Horn; hafif obsesif, dahi olabilecek kadar zeki ve yanından hiç ayırmadığı tef’i ile öyle iyi Oskar oluyor ki, acaba bu çocuk gerçek hayatta da böyle mi diye sormak geçiyor izleyicinin içinden. Bütün filmin yükü onun üzerinde çünkü film onun hikayesi üzerinden gidiyor. Bütün ikili sahnelerde ki birincil dinamik kendisi. Horn, gerçek hayatta Türk halkının Riziko! adı ile bildiği Jeopardy! yarışmasının çocuklar için özel bölümünü kazanıyo, sonra da ver elini sinema. Kendisi, Broadcast Film Critics Association ödüllerinde “Best Young Actor/Actress” ve Phoenix Film Critics Society ödüllerinde ise “Best Performance by a Youth in a Lead or Supporting Role – Male” ile” Breakthrough Performance on Camera” ödüllerini kucaklayarak, filme şu ana kadar sahip olduğu 3 adet ödülü kazandırdı. Film; babası dışında adam akıllı kimseyle iletişim kurmamış olan Oskar’ın hikayesini o kadar ustaca anlatıyor ki, bir çok yerde “The Descendants; iletişimsizliği anlatan en iyi filmlerden birisi” diyenlerin, ağının ortasına filmin afişi ile vurmak geliyor içimden. Açıkçası benim uzun yıllardır izlediğim en iyi ölüm temalı filmlerden birisi Extremely Loud & Incredibly Close. Gel gelelim Max von Sydow’a. Ben bu adamı çok seviyorum arkadaş. Bayılıyorum resmen. Eğer Christopher Plummer, Begginers’de kendini aşan bir performans sergilemeseydi, kesinlikle altın heykelcik von Sydow’un olurdu. Çok, çok iyi oynuyor ve filmi kesinlikle bir adım daha ileriye taşıyor. Bu arada, açıkçası artık ABD’nin 9/11 olaylarını fazlasıyla kullandığını düşünüyorum. Biraz can sıkıcı olmaya başladı. Evet, acı bir olay olduğunun bilincindeyim lakin biraz fazla dramatize edilip, bu saldırı üzerinden bolca para kırmaya çalışan insanlar olduğu gerçeğini de görmezden gelemeyeceğim.

Thomas Horn / Stephen Daldry / Tom Hanks

Zeka dolu senaryosu, harika bir görsel dili, samimi oyunculukları için bile olmasa Thomas Horn adındaki genç yetenek için izleyin derim. Yılın en yürek burkan filmi seçiyorum Extremely Loud & Incredibly Close’u. Ülkemizde 16 Mart gibi abuk bir tarihte gösterime girecek. Siz yine de izlenecekler listesinde üst sıralara koyun bu filmi. Bol ve kaliteli filmli günler diliyorum.

2 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...