Translate

27 Şubat 2012 Pazartesi

84. Akademi Ödülleri'nin ardından...


Bir tören daha geride kaldı. Ekonomik krizin de etkilediği sinema piyasası vasat bir yıl geçirmişti bence. Oscar’larda aynı vasatlık düzeyinden kurtulamadı. Bu yıl ki törenden beklentim yüksekti, o yüzden bütün hışmımla girişeceğim ben! Öncelikle 1986’da ki ödül töreninden beri yapılan en kısa iki törenden biriydi –diğeri 2005 yılında 3 saat 14 dakikalık sürmüştü-. Hayır, zaten iki ödül arasına reklam almışsın, dünyanın yarısından fazlasında canlı yayın yapılıyor. Sadece Amerika’da 40 milyon izleyicin var. Nedir bu acele? Neyin korkusundalar anlamadım. Billy Crystal’a ne olmuş öyle? Anlamsız, saçma sapan espriler. Kendi dediğine gülmeler, sanki evinden apar topar getirmişler gibi bir havalar, pek anlam veremedim. Zaten şu Hugh Jackman’ın 2009’daki muhteşem performansından sonra sahneye çıkıp da birkaç müzikal numarası yapmayan kalmadı . Sahneye her çıkan, işte bir melodiyle adayları okumalar, filmlerin temalarından şarkı yapıp esprili sözler yazmalar filan. Yani ne alakası var birbiriyle. Adam yıllar önce öyle bir tarz benimsemiş, hakkını vermiş, yapmış. Neden hala kullanıyorlar? Oscar’ın tarihinde müzikalle alakalı çok önemli bir şey mi var? Hani zaten iyi bir sunucun yok, birde hızlı yapmak istedin programı. E, ara şovlardan ne istediniz o halde! Her yıl “En iyi şarkı” adayları programın içine dağılmış bir şekilde şarkılarını seslendirirdi, ya da sahnenin altındaki orkestranın hep bir esprisi olurdu –Yanlış hatırlamıyorsam geçen yıl Michael Giacchino yönetiyordu mesela-. Bu yıl bir ara Cirque du Soleil çıktı, bir de reklamlara girmeden önce, açılışlarda “Besame Mucho” çalan, konservatuar öğrencileri gibi bir grubu gördük. Sonra ben töreni izlerken, o grubun içinde “Ah ulan ah, keşke gitarı bırakmasaydım, ekstralara çıkardım” bakışlarına sahip birini gördüm. Bir dikkat ettim ki; Hans Zimmer! Sonra bağıran bir esmer arkadaş –A.R. Rahman- ile devam etti konserleri onların. Bütün bir programı, prodüksiyon olarak özetlersek, şuna vurgu yapmak gerektiğini düşünüyorum. İnsanların Akademi Ödülleri’ni sevmesinin tek bir nedeni var. O da yılın en büyük sinema şovu olması. Bakın şovu diyorum, sinema hakkında bir tören değil. Neden kimse açıp Cannes’i izlemiyor, ya da Venedik’i. Çünkü Oscar’ın bir görkemi var, bir büyüsü, prestiji var. Oscar seremonisi denilen bir olay var. Eğer o büyüyü kaybederseniz, o zaman hiç bir şeye benzemeyen bir şey çıkar ortaya. Neyse, saydırmaya devam etsem, giderim böyle, biz en iyisi konumuza geri dönelim.



Best Motion Picture of the Year // En İyi Film
The Artist
Zaten gecenin başından beri iki aday vardı. Biri The Artist, diğeri ise Hugo. Ödül sonlara doğru iyice kesinleşti ve hak ettiği gibi The Artist’e gitti.


Best Performance by an Actor in a Leading Role // En İyi Erkek Oyuncu
Jean Dujardin for The Artist
Bu ödül içinde hak yerini buldu diyebilirim. Bu yıl hiç kimsenin performansı beni benden almadı ama Jean Dujardin 5’linin arasında en çok sivrilendi. Ancak tek kelime İngilizce bilmemesinden dolayı mıdır bilmem ama biraz gergin ve o gerginliği saklamak adına da biraz kasıntı gibiydi. Aslında pamuk gibi şeker bir adamdır!

Best Performance by an Actress in a Leading Role // En İyi Kadın Oyuncu
Meryl Streep for The Iron Lady
Ödülü onun kazanacağı çok kesindi. Kız arkadaşımın perdeye benzettiği elbisesi ile çıktı sahneye ve klasik bir konuşma yaptı. Artık şu ödülü kazandığını öğrenince şaşırma numaralarını bıraksa her şey çok daha iyi olacak ama.


Best Performance by an Actor in a Supporting Role // En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Christopher Plummer for Beginners
Tartışmasız favoriydi Plummer. Bütün ağırlığı ile sahneye çıktı ve Oscar heykelciğine bakıp; “Benden sadece iki yaş gençsin! Bunca yıl neredeydin?” dedi. Harikaydı.

Best Performance by an Actress in a Supporting Role // En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Octavia Spencer for The Help
Sürpriz olmadı. Octavia bütün dişli rakiplerinden sıyrılıp ödülü kucakladı. Helal olsun.


Best Achievement in Directing // En İyi Yönetmen
Michel Hazanavicius for The Artist
Beklenildiği gibi Michel Hazanavicius kazandı ödülü. Çıktı, güzel bir konuşma yaptı. Ayrıca Bérénice Bejo’nun da kocası olduğunu öğrendik böylelikle.

Best Writing, Screenplay Written Directly for the Screen // En İyi Orijinal Senaryo
Midnight in Paris / Woody Allen
Harika bir senaryoya sahipti Midnight in Paris. Ödül Woody’ye gitti ve her zaman ki gibi törene gelmeyerek ödülü almadı.

Best Writing, Screenplay Based on Material Previously Produced or Published //  En İyi Uyarlama Senaryo
The Descendants / Alexander Payne, Nat Faxon, Jim Rash
Ben bu film hiç ödül almasın istiyordum. Lakin dün sahneye çıktığında Alexander Payne onların alacağı tek ödülün bu olacağını biliyor gibiydi. Annesine ithafen aldı ödülü.


Best Animated Feature Film of the Year //  En İyi Animasyon Filmi
Rango / Gore Verbinski
Gözümün önünde duran filmi göremedim tahminlerimi yazarken. Rango hak etti ve aldı ödülü. Gore Verbinski gibi orijinal bir yönetmen de böylelikle ilk Oscar’ına kavuştu.

Best Achievement in Cinematography //  En İyi Görüntü Yönetmenliği
Hugo / Robert Richardson
Bu da sürpriz olmadı. Gönül Emmanuel Lubezki’nin kazanmasını isterdi ama Hugo’da hak ediyordu kesinlikle.

Best Foreign Language Film of the Year //  En İyi Yabancı Film
Jodaeiye Nader az Simin / Asghar Farhadi (Iran)
A Seperation çok iyi bir filmdi. Diyecek hiçbir şey yok. Helal olsun. Geldiler, ödülü aldılar ve evlerine geri döndüler.


Best Achievement in Editing //  En İyi Kurgu
The Girl with the Dragon Tattoo / Angus Wall, Kirk Baxter
Gecenin en büyük, hatta tek sürpriziydi. Akademi yıllardır hakkını yediği filmlerin acısını çıkarırcasına ödülü The Girl with the Dragon Tattoo’ya verdi. Sürpriz olmasının sebebi ise şu; Akademi bu ödülü genellikle en beğendiği filme verirdi ki, genellikle bu film en iyi film de seçilirdi. Ama bu yıl, çok karışık olan birden çok hikayeyi, gidiş gelişlerle ustaca anlatan bir filme gitti altın heykelcik.

Best Achievement in Art Direction // En İyi Sanat Yönetmenliği
Hugo / Dante Ferretti, Francesca Lo Schiavo
Hugo hak etti, Hugo kazandı.

Best Achievement in Costume Design // En İyi Kostüm Tasarımı
The Artist / Mark Bridges
Benim tahminlerimin tutmadığı bir başka dal. Beklemezdim The Artist’in bu ödülü almasını. Daha görkemli bir filme gider diye düşünmüştüm. Yanlış düşünmüşüm.

Best Achievement in Makeup //  En İyi Makyaj
The Iron Lady / Mark Coulier, J. Roy Helland
The Iron Lady, ödülün sahiplerinin de açıkladığı gibi hem Maryl Streep’i Margaret Thatcher yapmak, hem de kendine has mimiklerini kaybetmemesini sağlamak adına başarılı bir makyajdı.

Best Achievement in Music Written for Motion Pictures, Original Score //  En İyi Müzik
The Artist / Ludovic Bource
Ludovic Bource, hak etti ve kazandı. Filmin müzikleri çok iyiydi.


Best Achievement in Music Written for Motion Pictures, Original Song // En İyi Şarkı
The Muppets / Bret McKenzie ("Man or Muppet")

Best Achievement in Sound Mixing // En İyi Ses Miksajı
Hugo / Tom Fleischman, John Midgley
Hem sound mixing’i hem de sound editing’i Hugo’nun kazanacağını ön görmüştüm. Öyle de oldu gerçekten.

Best Achievement in Sound Editing // En İyi Ses Kurgusu
Hugo / Philip Stockton, Eugene Gearty

Best Achievement in Visual Effects //  En İyi Görsel Efekt
Hugo / Robert Legato, Joss Williams, Ben Grossmann, Alex Henning
Rise of the Planet of the Apes’in biraz hakkı yendi gibi oldu ama Hugo’nun da görsel efektleri harikaydı. Hak etmediler desem yalan olur.

Best Documentary, Features //  En İyi Belgesel Film
Undefeated / Daniel Lindsay, T.J. Martin, Rich Middlemas

Best Documentary, Short Subjects //  En İyi Belgesel Film, Kısa Metraj
Saving Face / Daniel Junge, Sharmeen Obaid-Chinoy

Best Short Film, Animated //  En İyi Kısa Film, Animasyon
The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore / William Joyce, Brandon Oldenburg

Best Short Film, Live Action //  En İyi Kısa Film
The Shore / Terry George, Oorlagh George


Post’uma son vermeden önce demek istediğim birkaç şey daha var. Bunlardan ilki şu; insanların kafasında şöyle bir sorunsal var. Neden benim beğendiğim film ödül alamadı? Öncelikle bunun iki cevabı var. İlki; Oscar’lar en iyi filmi değil, en popüler, en sevilen, en iyi pazarlananı ödüllendirme üzerine kurulu bir tören. Bu yıl bir istisnaydı. O yüzden en iyi filmin, ya da hak eden bir yönetmenin, oyuncunun ödül alamaması şaşırtıcı bir şey değil. Bir diğer şey ise; sinema, diğer bütün sanatlar gibi olabildiğince öznel bir sanat. Yani kişinin üzerinde bıraktığı etkiye bağlı olarak işliyor. Bu nedenle her grubun seçtiği filmler farklı oluyor. Yani kısaca kimse bu yılın en iyisi budur diyip, bam diye önüne koyamaz. O yıl hangi filmi beğendiysen, o yılın en iyisi odur. Son olarak, ben film izlemeyi seven bir kimseyim. Bundan sonrada izlediklerimi buradan paylaşacağım. Bol filmli, daha doğrusu iyi filmli günler diliyorum…

2 yorum:

  1. like diye bi tuş olmalıı!yazıların bitiminde insan napıcaanı bildiremiyo=))

    YanıtlaSil
  2. Octavia'nın heyecanı beni ürküttü o gece. Bayılacak sandım. Neyse en fazla ağladı (:

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...